|
VAN VE ERCİŞ’E DAİR…
2002-2003 yıllarında Van ilinin Erciş
ilçesi Ziyaret Mezrasında asker öğretmen olarak
görev yapmıştım. 1 senelik zaman zarfında oranın
insanlarını tanıma fırsatım oldu. Diğer Türk
arkadaşlarım gibi halimden şikâyet etmiyordum.
Oradaki insanlarla sıcak diyaloglar kurdum.
Ailemi de götürmüştüm. Köy ahalisiyle ve
bilhassa komşularımla aile ziyaretleri yapardık.
Onları unutamadım. Unutmam da mümkün değil. Köy
imamı Nesim Hocam harika bir insandı.
Öğrencilerimin fotoğrafları hala gözlerimin
önünde.
Tabii yıllar geçti üzerinden. Oradaki Vanlı
öğretmen arkadaşım Mehmet Şirin Öktem ve
komşularımla ise irtibatı hiç koparmadım.
Televizyonu açmış haberleri takip ediyordum. Van
deyince hep kulak kabartırım. Hele Erciş dendi
mi merakım katlanır. Deprem kelimesini
duyduğumda ise Konya’da yıkılan Zümrüt
Apartmanında yaşadıklarım gelir aklıma. Soğuk
bir kelime olsa da çürük, sahtekâr, çalan-çırpan
insanları ortaya çıkarma özelliği var nedense.
Her neyse… Haberlerde deprem olduğunu ve 7,2
gibi ülkemiz için yüksek sayılabilecek bir
rakamda gerçekleştiğini öğrenince sarsıldım. Bir
an oradaki insanlar aklıma geldi.
Çaresizlikleri, yakınlarını yitirmişlikleri,
dünyalarının başlarına yıkılması vs. Arkadaşımı
aradım belli bir saat sonra da olsa ulaşabildim
çok şükür. Sağlık durumlarının iyi olduğunu
öğrendim. Ama sağlıklı olmanın yanında o durumu
devam ettirebilmesi adına da bir şeyler
yapılması gerekiyor. Bunu da aziz ülkemin diğer
insanları yapacaktı ve yaptı da…
Van depremi sonrasında yaşananlar
gösterdi ki, kimse kardeşlerimizi bizden
koparamayacak. Yüzyıllardır aynı topraklar
içinde yaşamış iki ırk düşünün. Bu ırklar aynı
duygu ve düşüncede halelenmiş, birbirlerine kız
alıp vermiş, aynı şeye sevinmiş-üzülmüşler. Aynı
savaşlarda omuz omuza çarpışmış birlikte
şehit-gazi olmuşlar. Çanakkale’de, Filistin’de,
Balkanlar’da sarmaş dolaş cennetlere uçmuşlar.
Dinlerini kültürlerini yaşama noktasında aynı
hassasiyette olmuşlar.
Bir millet fertleri itibariyle dört
dörtlük olamamıştır. Bu beklenemez de. İyiler ve
kötüler her devir ve dönem içinde mutlaka yerini
almıştır. Bırakalım milletleri en küçük sosyal
yapı kabul ettiğimiz ailede bile farklı desenler
hep bulunmuştur.
Birilerini karşımıza almakla elimize ne
geçecek anlayamıyorum tabii.”3 tarafımız
denizlerle, 4 tarafımız da düşmanlarla çevrili”
hikâyeleri söylendi durdu.”Türk’ün Türk’ten
başka dostu yoktur” dendi. Şu dendi bu dendi.
Sonuç… Birilerini kendimize düşman etmekten
başka elimize ne geçti? Hiç… Sonunda herkese
düşman gözle bakan bir toplum olmadık mı? Sonra
içimize döndürdüler bizi. Sen Türksün; o ise
Kürt, Çerkez, Laz, Arap. Böyle olmaz(!). Aynı
toprakta birden fazla millet mi olurmuş
canım(!).Kalkınabilir miyiz bu durumda(!)
Dünya hep fedakâr ruhlu, başkasını
düşünen insanlarla yücelmiştir. Diğergam
dediğimiz insanlar sayesinde başkaları da rahat
etmeye başlamışlar. Kızılay, Kimse Yok Mu gibi
yardım kuruluşlarının yaptıkları benim ümitvar
olmamı sağlıyor. Kurbanını bağışlayan onbinlerce
insandan birisiyim. Kendi çocuklarıma
yedirmediğim kurban etini, muhtaç durumdaki
Vanlı kardeşime göndermek beni daha çok mutlu
ediyor. Sıcacık yuvalarından kalkıp, bayramı
doğu bölgelerinde geçiren insanıma minnet
borçluyum. Kapı kapı dolaşıp “veren el” ile
“alan el”i kaynaştıran milletimi çok seviyorum.
Boğazlarından belki de yılda bir kez et geçecek
kardeşim için, var ben et yemeyeyim. Var benim
çocuklarım et yemesin.
İşin siyasetinde değilim. Fıtrat
itibariyle olamam da. Derdim şu: Gül bahçesinde
gezinirken; elimize batan diken, ayağımıza
dolanan ısırgandan dolayı şu cennet bostanını
mahvetmeyelim.
Bir milleti ya da ırkı toptan bir
kalıba sokmak istediğinizde sormazlar mı size:
Hayırdır kardeşim! Doğarken “Ben Türk olmak
istiyorum” diye bir dilekçe mi sundun?
Yahya Değirmenci / 24 kasım 2011
Burç İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni
Çamardı/Niğde
e-mail: yahyaogretmen@mynet.com
|