M E N Ü
 :: GÜNCEL
 :: KÖYÜMÜZ
 :: HABER ARŞİVİ
 :: HABER EKLE
 :: TARİHÇEMİZ
 :: MUHTARLIĞIMIZ
 :: AVRUPA DERNEĞİMİZ
 :: GURURLARIMIZ
 :: GURBETTEKİLER
 :: KABRİSTAN
 :: MİSAFİR DEFTERİ
 :: YÖRE SÖZLERİ
 :: FOTOĞRAFLAR
 :: ÇOCUKLARA ÖZEL
 :: RADYO BOZKANDAK
 :: FORUM
 :: LİNKLER
 :: KÜNYE
 :: İLETİŞİM
 :: SPONSORLARIMIZ
 :: ARŞİV
 :: E-POSTA
 
Mustafa Uysal

Eğitim ve terbiye de bir yaklaşım sorunu

(...)İnsanlara akıllarının aldığı kadar (IQ ve EQ sine göre) anlatın. Peygamberimizin bu hadisini açıklayan ve bize çocuk terbiyesi konusunda en iyi yolu gösteren başka hadisi de şöyledir. (...)

DEVAMI

 
Yahya Değirmenci
  VAN VE ERCİŞ’E DAİR…

(...)Birilerini kendimize düşman etmekten başka elimize ne geçti? Hiç… Sonunda herkese düşman gözle bakan bir toplum olmadık mı? Sonra içimize döndürdüler bizi. Sen Türksün; o ise Kürt, Çerkez, Laz, Arap. Böyle olmaz(!). Aynı toprakta birden fazla millet mi olurmuş canım(!).Kalkınabilir miyiz bu durumda(!) (...)
DEVAMI

 
 
 
Hulusi Kaya
  İNCE BİR ÇİZGİ

(...)Bizi ve dudaklarımızdan çıkacak birkaç güzel duayı bekleyen, köyümüzün o tarih toprağı diyebileceğimiz mezarlığında yatan o kadar yakınlarımız var ki. Hatta ana ve babalarımız var ki. Soyumuz orda, aslımız orda. Ya uzatmaya ne gerek var ki, kökümüz orda. Nerde yaşarsak yaşayalım kökümüz orda değil mi..(...)

DEVAMI

 
Videolarımız

You need Flash player 6+ and JavaScript enabled to view this video.
 
DOST SİTELER

Hollanda Karamanlılar Vakfı

Bozkandak İlköğretim Okulu

Bülten.gen.tr

Diğer sitemiz

Kızılyaka Köyü

Başkışla Köyü

Damlapınar(Manyan)

Muratdede(Masdat)

Alanözü(Bardas) 1

Alanözü(Bardas) 2

Durayda

Morcalı Köyü

Kızılöz Köyü

Dindebol/Katranlı Köyü

Yukarı Çağlar Köyü

Hollanda Sudurağı Derneği

Sudurağı Belediyesi

Kışla Köyü

Kecimen Köyü

Kılbasan Kasabası

Çatak Köyü

Larende.com

Karaman İnternet

Bizim Karaman

Yeni Karaman

Karamandan.com

Karamanın Sesi

Ajans Karaman

Karaman Gündem

70 Karaman Spor

KGRT

e-Karaman

Karamanda Uyanış

Karaman Haber

Karaman24

Karaman Life

Karaman Olay

Sultanlar Diyarı

 
YARARLI  LİNKLER

turkiye.gov.tr

Vergi No Sorgula

T.C. Kimlik Sorgula

T.C. Kimlik Doğrula

TürkSat Uydu Frekansları

 
 
RADYOLAR

SON FM

Garaj FM

LARENDE FM

Radyo TV KGRT

RADYO İZ

 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Misafir kalem Alibeke Koçak'ın kaleminden

SÖZÜN BİTTİĞİ AN

Bir yürek yangınıdır Çanakkale, Cennet yolcularının son sürat geçtiği bir yoldur Çanakkale, ince bir sızıdır, gözyaşlarının kuruduğu Türk İslam Tarihinin altın sayfasıdır. Bu destanı yazanların Cennet bileti;Bizlerin iftihar sahifesidir. Öyle çok şey duydum okudum ki Çanakkale hakkında, en çok dikkatimi çeken; Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin kendi yaşadığı dönemde boğazın karşılıklı iki tarafına küçük kaleler kurduğunu ve bu kalelerin yaklaşık altıyüz metre uzaktan bile düşman tarafından görülemediğini duyunca ürperdim, sanki Cennet mekan Muhammed Han Hazretlerine Cenab-ı Hak hazırlık yapmasını ta o zamanda bildirmiş.

Resmi kayıtlara göre ikiyüzellibinin üzerinde şehit vermişiz. Gayri resmi sonuçları bilen yok. Tarihe yön veren biz O Mübarek şehitlerin torunları şimdiler de ne yapıyor acaba? Ey Türk İslam evlatları tarihini bilmeyen ibret almayan bir millet yaşayamaz. Sözün bittiği anları anlatan birkaç destanı aldık buraya, ibret olması, faydalı olması dileğiyle. Allah (C. C)Mekanlarını Cennet eylesin.

Baştanbaşa bir destandır Çanakkale... Mehmetçiğin aslanlaştığı aynı zeminde şefkat kahramanı kesildiği.. yokluğun varlığa galebe çaldığı.. imanın zaferinin bayraklaştığı... toptan bir milletin istikbalini pazara çıkarıp ölüm kalım mücadelesi verdiği yerdir Çanakkale…

Anlatılamayacak kadar çok harikulâde hadisenin vuku bulduğu, ehl-i keşfin işaretiyle, Rasûlüllah'ın da ruhaniyeti ile hazır bulunduğu Çanakkale hakkında pek çok kıymetli eser kaleme alınmıştır. Bu nadide eserleri okurken insan, kimi zaman göz yaşlarıyla, kimi zaman coşan bir gönülle, kimi zaman mahzun ve mükedder, kimi zaman da iftiharla olup bitenleri sanki bir sinema ekranından seyrediyormuş gibi olur ve 80 yıl önceki olayları hayalinde bir kere daha yaşar. Akıl almaz hadiseler, dehşetengîz olaylar zaman zaman insana gayri ihtiyarî "olamaz böyle şey"dedirtir.

Japonların maziden çok iyi ders aldıklarını, Hiroşima ve Nagazaki'nin bir kısmını II. Dünya Harbi sonundaki durumuyla aynen bıraktıklarını, çocuklarını önce modern fabrikaları gezdirip ardından bu iki şehri ve tahribin boyutlarını gezdirip göstererek, "Eğer siz, çalışmaz ve o modern fabrikaları daha da ileri götürmezseniz, birileri gelir yine sizin memleketinizi bu hale çevirir" şeklinde ders verdiklerini okumuştum. Tarihten ders alabilen milletlerin geleceğe daha güvenle bakacakları da bilinen bir gerçektir.

İşte Çanakkale, ders alacak o kadar çok yönü olan bir hadisedir ki, belki de Asr-ı Saadet istisna edilecek olursa bir benzeri görülmemiş bir mücadeledir. Evet o derslerden biri de imanla gerilmiş Mehmetçiğin akıllara durgunluk veren insanlık dersidir. Ateş çemberi içinde mürüvvet sergilemesi, şefkat ve merhamet kanatlarını sonuna kadar yerlere sermesi, aciz ve muhtaçların imdadına koşması eşine az rastlanır bir düzeydedir. Bu minvalde sayısız örneklerinden bir kaçını müsaadenizle arzedeyim.
Hüseyin isminde bir er yaralanmış ve sargı yerinde tedaviye alınmıştı. Ancak yarası çok ağırdı. Durumunun ümitsiz olduğunu kendisi dehissediyordu. Onu çok seven arkadaşları etrafında pervane gibi dönüyor, son anlarında can dostlarını mutlu etmek için elinden geleni yapıyorlardı. Bu arada hastalara taze ekmek gelmişti. Hemen bir yarım somun da ona uzattılar. Hüseyin somunu aldı, tam ısıracakken birden durakladı; ve yeniden ekmeği başucunda bekleyen Mehmetçiklere uzattı. Onların yemesi için ısrarı üzerine, sahabe ahlakını çağrıştıran şu sözleri söyledi: Kardaşlarım!.. Bu ekmeği benim yemem doğru değildir. Ben nasıl olsa şimdi işe yaramadan öleceğim.. alın, bunu çarpışacak yiğitlere yedirin de ekmek boşa gitmesin..."

General Guro anlatıyor:
Bir gün, bir taarruz sonrası cepheyi dolaşıyordum, yaralı bir Fransız subayını gördüm ve elini sıkmak istedim. Elimi sıkmadı ve "benim değil, şu Türk subayının elini sıkınız, o olmasaydı ben şimdi ölmüştüm" diyerek ilerde baygın yatan Türk subayını gösterdi. Sebebini sordum, subay şöyle devam etti:
"İkimiz de ağır yaralı idik. O kendi yarasına aldırmadan sargı paketini çıkardı ve benim şaşkın bakışlarım arasında boynumdaki yarayı sardı. Rica ederim, yalvarırım onu kurtarınız."

General çok meraklanır, acaba bu Mehmetçik neden kendi yarasına bakmamış da, düşmanını tedaviye çalışmış. Merakını yenemeyip işin aslını soruşturur ve şunları öğrenir.
O Fransız subayı yaralanmıştır. Bir kenara çekilir, elini cebine atar ve cebinden cüzdanını çıkarır. Cüzdanın içinden yaşlı bir kadın fotoğrafı çıkarıp, bakar, bakar, sonra öper, yüzüne gözüne sürer. . . Mehmetçik, onun annesi olduğunu tahmin etmiş ve demiştir ki: "Beni bekleyen ne annem var, ne de babam... Ben ölsem arkamdan ağlayan kimsem olmaz... Ama bu arkadaşın onu bekleyen bir annesi var. Bari o sağlığına ve annesine kavuşsun…"
Harbin en çok kızıştığı bir hengamda birkaç İngiliz subayı esir alınır. Hemen cephe gerisine götürülür. Yaralı olanlarının tedavisine bakılır. Mehmetçik yokluklar içinde mücadele vermektedir. Haftada bir etli yemek bulurlarsa bayram ederler, çoğu zaman da bir kuru ekmekle geçiştirirlerdi. Fakat karşı taraf içeceği şaraptan çukulatasına kadar herşeyi tam tekmildi.

Derken yemek vakti sargı yerine taze ekmek getirilir. Mehmetçik, taze ekmeği esir subaylara verirler ve kendileri kuru ekmeğe talim olurlar. İngiliz subaylar, bu işte bir iş var, ekmeği zehirlemiş olmasınlar sakın, diyerek yemeğe yanaşmazlar. Bizim Mehmetçik ne kadar yeyin, dediyselerde anlatamazlar. Nihayet, ingilizce bilen Türk subayı gelir. İşi öğrenir ve sebebini sorar Mehmetçikten. Tam bir Anadolu delikanlısının saffeti içinde şöyle cevap verir:

"Kumandanım, madem bu adamlara bakacağız, yedireceğiz. Bari taze ekmek yesinler, onlar bayat ekmeğe alışık değillerdir. Biz zaten askere gelmeden evvel de köyde bayat ekmek yiyorduk..."

Çanakkale'de yedi oğlundan dördünü şehid veren Samsun'un Bekdiğin köyünden Ali Çavuş'un hikayesi de çok ilginçtir. Harbin son dönemleridir. Mehmetçik süngüyle hucuma kalkar ve düşmanı geri püskürtür. Geri kaçarken bazı yaralı düşman askerleri de siperlerde kalır daha geri gidemezler. Ali Dayı, düşman askerlerinden iki tane Anzak askerini bu şekilde siperde yaralı bulur. Bunları tutar tedavileri için cephenin arkasına getirir. Orada bir kısım tedavileri ile ilgilenir. Nihayet harp biter. Sekiz ay bu cephede harp eden Ali Dayı, harp bitince bu iki esiri yanında İstanbul'a getirir. Kimse zarar vermesin diye de üzerlerine Türk askeri üniformasını giydirir. Oradan doğru memleketi Samsun'a. Samsun'un Bekdiğin köyüne alır getirir. Köylü bu iki yabancıya kucak açar bunları bağrına basar.

Derken
iki Avustralyalı 1916 yılında Samsun'da yaşamaya başlarlar. Kendilerine gösterilen tarlayı ekerler, biçerler. Sıcak bir dostluk atmosferi oluşur. Hayat alabildiğine hoş ve huzurlu devam ede dururken, bir gün Ali Dayı bunları melûl mahzun görür. Sebebini sorar. Memleketinden çok uzakta olan bu iki asker, kendi topraklarını ve akrabalarını özlemiştir. Ali Dayı durumu anlar. Hemen ne yapabileceğini düşünür. Nihayet, çareyi hanımının altınlarını istemede bulur. Bu ikisini alır doğru İstanbul'a. Araştırır, soruşturur hemen yakında Avustralya'ya kalkacak bir gemi bulur. Ali Dayı, eşinin altınlarını bozdurur, bu iki Anzak askerinin biletlerini alır, yanlarına azık temin eder ve uğurlar...

İşte, imanla yoğrulmuş bu şefkat abideleri, haksız yere kimseye kıymamışlar. Hatta, civanmertlikleri sayesinde düşmanları tarafından bile takdir görmüşlerdir. Öyle ya fazilet odur ki, düşman dahi takdir etsin. Şimdilerde bu ruha başta bizim ve daha sonra da bütün insanlığın ne kadar ihtiyacı var. Evet bu yüce duyguları biz nereden aldık ve nasıl kaybettik. Üzerinde uzun uzun durulmaya değer…
Çanakkalede yaşanmış bir olay:O zamandan bu zamana hangi ozelliklerini kaybetti ve ısrarla kaybettirilmeye devam ediyor da bu hale geldi bu millet dusunmek gerek... Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı,Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…

Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. "Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma ulaştırın… "
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: "Ben… Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin" "Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin hakkını helal etsin" olur…

Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de göz yaşlarına engel olamaz…

PUSULADAKİ NOT:

"Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim. "Sözün bittiği an…. Başka söze hacet var mı?

Sağlıcakla kalın,

Allaha Emanet Olunuz…

Alibeke Koçak, 01 Nisan 2010 KONYA

 Bu yazı 519 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Essalamün Aleyküm

2

Vazifen Ey Nefsim

3

Yolculuğa varmısın?

4

Gülerek Gitmek

5

Hayat ve memat arasında insan!...

6

Peygambere Göre Aile Hayatı‏

7

ADAB-I MUAŞERET(AHLAK)KURALLARI / Görgü Kuralları

8

RİSALE-İ NUR'DA RAMAZAN

9

ÖLÜMÜN HİSSİYATINDA

10

BİR SEÇİM, BİR HİKAYE

11 İLİM VE İNSAN
12

İNSANIN BİRİNCİ ÖĞRETMENİ ANNESİDİR

13

BİR DOSTUN ARDINDAN...

14

HASBİHAL...

15

ORUCUN HİKMETİ NEDİR?...

16

DOĞUYA YOLCULUK-1...

17

GERÇEK VASİYET...

18

DOĞUYA YOLCULUK-2...

19

DOĞUYA SEYAHAT BİTERKEN...

20

SÖZÜN BİTTİĞİ AN...

   
Başa Dön