Abidin Sever

HAC İBADETİ

(...) Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah’ın katındadır”(Enfal:8/28. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. (...)
DEVAMI

 
Hulusi Kaya
  Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır

(...)Bununla birlikte Osman’lının hizmetleri de Kahireyi kuşatmış. Yapılan her eser ya onarılmış ya ilave edilmiş veya yeni yapılmış. El Ezher camisinden tutun da, Kahire kalesi dahil olmak üzere, Amr İbnul As cami gibi, Hz. Hüseyin Cami gibi kahire başyapıtlarında mutlaka izleri bulunuyor. Şimdi adım adım gezimizin detayları. (...)
DEVAMI

 
 
 
ÖNEMLİ LİNKLER
 
Arama Yap

Google



 
Hulusi Kaya'ın kaleminden

DİYAR-I ENDÜLÜS (İSPANYA GEZİSİ-2008)

Endülüs Devleti; 711 yılından 1492 yılına kadar hüküm sürmüş, Müslümanlar tarafından, İspanya'nın güneyinde Kurtuba, Gırnata, Sevilla, Malaga, Tarifa gibi belli başlı şehirleri de kapsayan bir coğrafyada kurulan bir medeniyetin, devletin ve imparatorluğun adıdır. 711 yılının bahar ayında Komutan Tarık Bin Ziyad tarafından fethedilişi, nasıl dillerde destan ise, 1492 yılında son Endülüs Hükümdarı Ebu Abdullah tarafından Gırnata’nın teslim edilmesi esnasında yaşanılanlar da bir o kadar hüzün kaynağıdır..

711 yılının bahar aylarında Komutan Tarık Bin Ziyad, 7000 askeriyle birlikte gemileriyle İspanyanın güneyinde ki en uç noktası olan yere(Cebeli Tarık – Gibraltar) çıkar ki (Oraya gittiğimizde, yüzlerce yerin isminin değiştirildiği gibi o yerin de “Cebeli Tarık” olan adının “Gibraltar” olarak değiştirildiğini ve İngilizlere ait olduğunu gördük. Geçme istediksede Resmi Türk Pasaportu taşımamıza rağmen İngiliz Polisi izin vermedi) bütün Cebeli Tarık Bogazına hakim bir yerdir. Karaya çıktığı anda bütün gemileri yaktırır. Askerlerine dönüp şöyle seslenir. “Askerlerim, önümüzde deniz gibi düşman var, arkamızda ise düşman gibi deniz var. Tek çare düşmanla kahramanca savaşıp kazanmak ve İslâm bayrağını şerefle dalgalandırmak... Ya başarır zafere ulaşırız; ya da şehit düşer cennete gideriz. Ya şehadet, ya zafer. İnanıyorum ki, Allah'ın izniyle zafer bizim olacaktır” Tam o anda bir ses yükselik kahraman askerlerinin ağzından. O ses yeni bir fethin müjdesidir belki, yeni ufukların müjdesi. Yeni yerlerde ilayi kelimetullahın habercisidir adeta.. Allahın isminin Avrupanın güneyinde de neşvü nema bulmasının habercisidir o ses. Ve o ses bütün askerlerin ağzından şu şekilde çıkar “Zafer Bizimdir” Tarık Bin Ziyad ordularıyla muhteşem bir zafer kazanır ve kısa bir süre içinde kuzeyde Madrid, doğu'da Roma'ya kadar ilerlenir. Endülüs adı verilen Güney İspanya’da bir İslam devletini kurra. İşbiliye (Sevilla), Gırnata (Granada), Kurtuba (Cordoba), Tuleytula (Toledo), Belensiye (Valencia) gibi kentler birer islam şehrine dönüştürülür.

Kısa zaman içinde Müslümanlar Endülüste(Güney İspanya) muhteşem bir medeniyetin temellerini attılar. Misal olarak vermek gerekirse; Kurtuba (Cortoba) şehrinde, 80 bin saray ve konak, 600 cami, 80 mektep, 50 hastane, 900 hamam, 600 han yaptırılmış ve şehrin kütüphanesinde 600 bin cilt kitap bulunmaktaydı. İlim yönünden fen yönünden o kadar ileri eğitim veren üniversiteleri bulunuyordu ki, Avrupanın Kuzeyinden güneyinden ve ortasından her bir tarafından İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan öğrenciler gelip burda eğitim görüyorlardı.

Fransa'da Bologne, Montpellier ve Paris Üniversitesi; İngiltere'de Oxford, Almaya'da Köln Üniversiteleri İslâm medreselerini takliden; İslâm ilim, kültür ve medeniyetinin Batı'ya aktarılması gayesiyle kurulmuş okullardır. Rönesansın, dolayısıyla bugünkü Avrupa ilim ve tekniğinin temelinde, Endülüs Medeniyetinin büyük katkısı vardır. Nobel ödüllü ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie “Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı. Atomu parçalayabildik, eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı elimize ulaşmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyor olacaktık” demişti.

Endülüs Medeniyeti sadece Batı dünyasında değil İslam dünyasında da bir çok ilim dallarının gelişmesine ve öğretilmesine vesile olmuş, ilim, edebiyat, felsefe ve irfan kapılarının ardına kadar aralandığı bir medeniyet olarak bir çok konuda Müslümanlara ve Batı dünyasına öncülük etmiştir. Başta İbni Tufeyl olmak üzere bir çok Endülüslü İslam alimi, bir çok Batılı ilim adamını etkileyip onların ilham kaynakları olmuştur. Hepimizin malumu olan Robinson Crusoe romanının yazarı Daniel Defoe’den yıllar önce İbni Tufeyl Hayy İbn Yakzan’ı yazmış ve Daniel Defoe’yi etkilemiştir.

Şairimiz Ziya Paşa bunu şu mısralarıyla dile getirmektedir.

Ger Endülüs olmasa ziyâdâr, Kim Avrupa’yı ederdi bidâr (Eğer Endülüs ışık saçmasaydı, Avrupa’yı bilgisizlik uykusundan kim uyandırırdı?) Ziyâ Paşa

Ne var ki her canlının mutlaka ölümü tadacağı gibi Endülüs Medeniyeti de; Şam’dan Yemen’den ve diğer Arap diyarlarından getirilen Arapların kabilecilik, rekabet gibi bazı nedenler Endülüsün de yavaş yavaş yıkılmasına vesile oldu.

“1492 yılında 500 bin nüfusu ile Avrupa Kıtası'nın en büyük şehri olan Gırnata İspanyollara teslim oldu. Kaçanlar kurtuldu, kaçamayan Müslümanlar da kitle halinde öldürüldü. Papa'nın müsaadesiyle, Engizisyon Mahkemesi kuruldu. Hıristiyanlığı kabul etmeyenler yakıldı; malları yağma edildi. Kısa zamanda İspanya'da tek bir Müslüman bırakılmadı. Târihçilerin belirttiğine göre Engizisyon Mahkemesi, 18 sene içinde 24.000' den fazla Müslüman'ın idamına karar verdi. Endülüs sadece insanı ile değil; tarihi, sanat ve ilmî eserleriyle, zengin kütüphaneleriyle, cami ve medreseleriyle beraber tarihten siliniyordu. Engizisyon Mahkemesi'nin kararıyla Gırnata'da 1 milyon cilt kitap yakılmıştı. Kardinal Ximenes, 80 bin el yazması eseri, bizzat eliyle yaktı. Kurtuba Cordoba, Gırnata Granada, Cebel-i Târık Cibraltar olmuş, Endülüs de İspanya'nın bir parçası haline gelmişti””(alıntı) Son Endülüs Hükümdarı Ebu Abdullah Sagir; Gırnata (Granada)’yı İspanyollara teslim eder. Ailesi ve yakınlarıyla şehri terkederken geriye dönüp son kez Gırnataya, Elhamra Sarayının bulunduğu o tepeye bakar ve ağlamaya başlar. Annesi de ona, bir yandan hüzün kokan bir yandan sonraki nesillere müthiş ders olacak nitelikteki tarihe mal olmuş şu sözü söyler: “Ağla utanmaz ağla. Erkekçesine vatanını, dinini, müdafaa ve muhafaza etmeyenlere, kadınlar gibi ağlamak yaraşır”. Milli Şairimiz Akif bu hüzünlü vakıayı şöyle anlatır.

Endülüs tâcı elinden alınan bahtı kara,
Savuşurken o güzel mülkü veripte ağyâra,
Tırmanır bir kayanın sırtına etrâfa bakar;
Bırakıp çıktığı cennet gibi zümrüt ovalar,
Başlar ağlatmaya bîçâreyi hüngür hüngür!
Karşıdan Vâlide Sultan bunu pek haklı görür,
Der ki: Çarpışmadın erkek gibi düşmanlarla;
Şimdi, hiç yoksa kadınlar gibi ağla! (MEHMET AKİF ERSOY)

İşte böyle bir Medeniyeti bizzat yerinde görmek ve o anları yaşamak, İslamın izlerinin, Batıdaki ilk izlerini bizzat görmek vesilesiyle Güney İspanya ya bir gezi düzenlemiş olduk. Eskiden beri gitmek istediğim yerlerin başında geliyordu. Almanya’ya geldiğim günden beri aklımda olan bir düşünce idi bu.

25 Mayıs – 4 Haziran 2008 tarihleri arasında İspanya yı dolaştık. Gidişimiz Stuttgart-Freiburg’tan Fransa Lyon, Lyon-Barcelona. Sırasıyla Valencia, Granada, Cordoba, Sevilla, Malaga, Tarifa. Sonra Portekize geçerek bir 2 gün Lizbon. Dönüş güzergahımız ise Lizbon-İspanya Madrid, Fransa Bordeux üzeri Paris. Ve Paris – Stuttgart. Toplam 6500 km lik bir yol yapmanın yorgunluğunu yer yer hissetsekte arasıra dinlenmek ve ihtiyaçlar için otelde konaklamak zorunda kaldık.

Bu gezide bazı tahminlerimiz tam tersine çıktı. Almanya-Freiburg üzerinden Fransa Belford’a geldiğimizde sanki bir Avrupa şehrinde olmadığımız izlenimi yer yer bizlerde hakim oldu. Otobanlar, küçük yerleşim birimlerindeki yerleşim sistemi Türkiye’den pek farklı bir yanı yoktu. Oysa Fransa’yı da bir Almanya gibi düzenli yollar ve caddeler bakımlı, trafik kurallarının sıkı sıkıya geçerli olduğu bir yer olduğunu tahmin ediyorduk. İspanya’yı biraz Avrupa’dan geride tahmin ediyorduk. Bu durum tamamen tersine döndü. İspanya’yı daha modern daha bakımlı ve insanlarını daha cana yakın bulduk. Aşağı yukarı bütün Avrupa şehirlerinde birbirleriyle bitişik, ruhsuz, devasa taş yapıların hakimiyeti söz konusu. Bunu Lyon, Paris, Barcelona, Madrid, Lizbon gibi şehirlerde bütün yönleriyle hissetmeniz mümkün.

Endulus Devletinin hüküm sürdüğü, “Gırnata (Granada) Kurtuba (Cordoba), İşbiliye (Sevilla), (Cordoba), Belensiye (Valencia) gibi şehirlerde diğer şehirlerin aksine taşlaşmış yapıların hele hele devasa ve ruhsuz bir şekilde taşlaşmış yapıların varlığı diğer şehirlere göre daha azdır. Bu şehirlerde İslamın izlerinden olsa gerek engin bir suhulet ve dinginliğin varlığını hep hissettik. Sanki bir Konya gibi bir Kayseri gibi bir Anadolu şehrini andırıyordu. İnsanları daha kültürlü ve diğer yerlere nazaran daha bir olgun gördük.

EL HAMRA SARAYI

Kısaca yeryüzündeki cennet desem, veya Endülüs Medeniyetinin ne kadar ileri olduğunun günümüzde hala ayakta olan ispatı desem. Yok yok en iyisi size şunu diyeyim: Özellikle Avrupada yaşayan vatandaşlarımız, mutlaka ama mutlaka gidip görmeniz gereken bir yer. Kısaca El-Hamra demek Endülüs demek. Kırmızı(hamr) kilden (toprak) yapıldığı için bu adı almış Elhamra sarayı. Gece Granadaya intikal ediyoruz ki sabah erkenden Elhamraya girmek için. Çünkü Elhamra sarayına girmeniz için sabahın ilk saatlerinde (08:00 - 09:00 gibi ) gelmeniz gerekiyor veya önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Sarayın olduğu alana varınca ilk işimiz yine her haliyle ben “camiyim” diye bağıran kiliseye çevrili durumundaki binaya giriyoruz. Mihrap ve kürsü olduğu gibi dursada haç ve Hz.İsanın çarmıha gerilmiş figürleri caminin içini kapsıyor. Her ne kadar sorduysakta geçmişte camimiydi diye ısrarlı bir şekilde bilmediklerini söyleselerde bir görevli ağzından kaçırıyor. Evet yine bir cami. Ve yine kiliseye çevrilmiş ve yine yüreklerimizin burkulduğu an... Sadece burdaki cami değil ki, yalnız Granada'da 365 adet câmi kiliseye dönüştürülmüş. Malaga'da Sevilla'da, Cordoba'da aynı ezikliği hissedersiniz. Ahh endülüss...

Hemen yanında İspanya Kralı 5. Carlosun yaptırdığı saray var. Elhamranın bir bölümün yıktırıp yerine içinde boga güreşlerininde yapıldığı küçük bir meydanındo olduğu sarayı görüyoruz. Zemin katında Endülüs medeniyetinden kalan bir cami avizesini görmemiz bize o kadar heyecan veriyor ki. Derken el yazması Kuranı kerimle bir kez daha morallerimizin yükseldiğini hissediyoruz. Arkadaşlarımı siper ediyorum. Makinemin flaşını kapatarak resmini çekiyorum. Ordan AlCazaba kalesine geçmek için çıkıyoruz. Kaleye geçmek için eski kale surlarının kapısı gibi bir kapıdan geçerken kapının isminin Şarap kapısı olarak değiştirdiklerini görüyoruz. Oysa buranın ismi Medine Kapısı olmalıydı. Evet yine aynı zihniyet. Derken Alcazaba kalesine çıkıyoruz. Şehir teslim alan ispanyol askerleri ve komutanı ilk iş olarak kalenin surlarına büyük bir çan dikerek hakimiyetlerini ilan ediyorlar. Ne hazin bir manzara..

Şimdiye kadar gezdiğimiz yerler, henüz Elhamra sarayının içi değil dış kesimindeki kale ve sonradan ilave yapılan binalar. Biletimizde 13:00 da Elhamra sarayına gireceğimiz yazıyor. Orda kuyrukta bekliyoruz. Ve içeri alıyorlar.. kapıdan girer girmez kendimi Topkapıda hissediyorum. Kendimi bir osmanlı yapısında hissediyorum. Gösterişten uzak sade ve nakış nakış desenli zarif binaların iç içe girmesiyle oluşan Elhamra sarayının ilk bölümü.

Her bir köşesine nakiş nakiş kazınmış “La Ğalibe illellah – Allahtan başka galip yoktur” ayetlerinin haykırışlarını dinliyoruz sanki. Kapı üstlerinde pencere alınlıklarında duvarlarda, sutunlarda, sutun başlıklarında, orda.. burda... şurda ve her yerindee... her karesinde... her hücresinde ve her mekanında nakış nakış işlemişler aynı ayet.. bir iki yerde silmek istemişler ama hangi birini silebilirsin ki.. hangisini kaldırabilirsin ki.. başaramamışlar tabi. Başaramazlarda.. başaramayacaklar.. evet “La Ğalibe illellah – Allahtan başka galip yoktur” ayetleriyle süslü bir saray.

Birbirleriyle iç içe saray binalarını gördükçe yüzümüzdeki tebessümler katmer katmer bir daha bir daha her bir yeri fotoğraf makineme kayıt etmek istiyorum. Duvarlar.. hamamları.. havuzları.. şadırvanları.. aslanlı şadırvanı, her bir yerde dinlendikçe dinlendiren su sesi, kuş sesleri. Pencerelerinden duvarlarına kadar bir nizam ve ahenk içindeki insanın ruhuna hitap eden mekanlar. Ve her bir köşesinde bir yeşil alan. Binalardan daha fazla yeşil alanların olduğu bir yer Elhamra sarayı.

Bu memnuniyetimizin, morallerimizin dahada zirveye çıkacağını bilmeden “Cennetül Arif Bilginler Bahçesi”ne doğru geçiyoruz. Burası alimler için yapılmış bir saray. Elhamra sarayı ile birbirlerine bakıyorlar sanki. Tepenin bir yapacında saray bir yamacında arifler bahçesi. Ama yine aynı zihniyet buranın da ismini “GeneralLife” olarak değiştirmiş. Oysa bir islam medeniyetinin bilginlere vermiş olduğu değerin azameti ve ihtişamı karşımızda.

Tıpkı bir cennet gibi, Elhamra sarayındaki havuzlar ve suların simetrik bir şekilde her iki yana fıskıye gibi akması. Selvi boylu çam ağaçları. Ve eşsiz güzelikteki bahçeleri. Muhteşem bir manzarası. Ve yine tepeden Granadanın görünüşü. İnsan saatlerce kalıp dinlenmek istesede zamanın darlığı buna izin vermiyor. Tek yapabildiğimiz her noktasını gezmek ve fotoğraflamak oluyor. Eşşiz bir güzellik. Eşsiz bir ruhi dinlendiren mekan. İnsanın aklına bir şey geliyor. Dünyada bu kadar güzel yerde insan bu kadar mutlu olabiliyor ve huzurun her zerresini bütün hücrelerinde hissedebiliyorsa, ya cennet.. ya cennetteki hayat.. dualarımızın dillerimize yerleştiriyoruz.

Elhamra Sarayını gezdikten sonra vakit geçirmeden Kurtubaya doğru hareket etmek istiyoruz. Yol boyunca bereketli münbit tarlaları görüyoruz. Kurtubaya intikal ediyoruz. İlk işimiz vakit geçirmeden Kurtubadaki Elhamra sarayından daha muhteşem olduğu söylenen sarayının yerle bir olduktan sonra ortada kalan kalıntılarını gezmek oluyor. Anlıyoruz ki hüzün yine peşimizi bırakmayacak. Dünyanın en büyük üçüncü camisi olan Kurtuba Cami şu an bir katedral halinde. Halk arasında Mescıta Mesqıta diyorlar. Cami veya mescid diyen yok. Etrafında irili ufaklı yüzlerce ispanyol kahvehanesi var. ve yerel giysilerle dolaşan ispanyollar. İnsanın içi sızlıyor. Aynı durumu sevilla’da da yaşıyoruz. Minarelerinde koskoca çanlar ve bütün bunlara rağmen asla kimliğinden taviz vermeyen her köşesiyle içi ve dışı ile hala ben camiyim diye haykıran devasa bir yapı. Ve müthiş bir ruh. İşte bu ruhu söküp atamıyorlar. En fazla içimizi sızlatanda iki rekat namaz kılamamak oluyor. Oysa o duvarlar o kadar “Allah” kelimesine hasret ki.. içimden ezan okuyorum. Gözlerim dolgun, yüreğimde hüznün binbir çeşidi..

Burdan Malaga ve ordan Cebeli Tarık (Gibraltar-tarifa) bogazına intikal ediyoruz. Aklımızda Komutan Tarık Bin Ziyadın gemileri yakması geliyor hep. Gibraltarda ingiliz polisi tepeyi görmemize izin vermiyor. Gece yarısını yolda geçirmek istiyoruz İspanyanın en uç noktası olan Tarifa ya gece yarısı varıyoruz. Sabah bulunduğumuz yerin hemen yakınında kahvaltı yapıp kendimizi hemen sahile atıyoruz. Bir yanımız Akdeniz bir yanımız atlas okyanusu. Kaptan custeounun çalışmaları aklımıza gelirken Rahman süresinin o mucize ayeti dilimizden düşmüyor. İki deniz ama suları birbirlerine karışmıyor. Sevillada Sevilla katedrali, yani Sevilla Camisini ziyaret ediyoruz. Yine tepesine dikilen çanlar ve kubbesine ilave edilen sinir bozucu ve ruhsuz kemerler. Ve yine bir tarihi yok etme çalışmaları. Ne denilebilir ki. Neyi dile getirebilirsin ki.. tek yapabildiğimiz içimizin kan ağlaması. Hüzünlü bakışlarla selamlaşmamız. Muaazzam bir cami.. ve bütün izlerini yok etmeye çalışan ama başaramayan bir zihniyet.

Bir 10 günlük ispanya gezisi bazen hüzünlü bazen sevinçli halleriyle böyle sona erdi. Özellikle Avrupada ki bilakis Fransada ikamet eden hemşerilerimizden istirham ediyorum, lütfen Endülüsü ziyaret edin. Endülüs sizleri bekliyor. Ve de dualarınızı. Yeniden Minarelerinden ezanların yükseleceği bir zaman dilimine yönelik dualarınızı bekliyor. Birde o muhteşem camilerin ve sarayların, kısaca Endülüs Medeniyetini yalnız bırakmamanızı.. Hayatımda yaptığı en güzel işlerden birisiyli Endülüs gezisi.. Çok mutlu oldum. Bir gün bir kardeşimden bu yazı vesilesiyle Endülüse(ispanya) gittiğinin haberini alırsam bilinki çok daha mutlu olacağım. Bir dostumun ifadesi ile yeniden gitmiş gibi olacağım..

Selam ve dua ile efendim selametle kalın.
Hulusi KAYA, haziran 2008
Stuttgart – Almanya
hulusi.kaya@hotmail.com

 Bu yazı 4408 defa okundu.
Önceki yazılar...
1

Güzel Düşünmek

2

Kurban bayramı ve fedakarlık

3

Okumak

4

Ben yazdım, peki ya siz?

5

DÜNYANIN EN GÜZEL KÖYÜ : “BOZKANDAK”

6

DUYUFUR RAHMAN (ALLAH'IN MİSAFİRLERİ) – (1)

7

DUYUFUR RAHMAN (ALLAH'IN MİSAFİRLERİ) – (2)

8

DİYAR-I ENDÜLÜS(İSPANYA GEZİSİ-2008)

9

Bir Eylül... Her Eylül

10

SURİYE GEZİSİ

11

Bayram Güzellikleri

12

GEÇMİŞİMİZ VE TARİHİMİZ

13

İNCE BİR ÇİZGİ...

14

Binlerce yıl Tarihe tanıklık eden Ülke: Mısır.

   
Başa Dön